Şal

Yazar: Cynthia Ozick
Çevirmen: Esra Birkan

Hem Soykırım dehşetini hem de sağ kalanlardan birinin peşini bırakmayarak bir ömür süren boşluğu anlatan Şal ve Rosa Naziler’in elinde eziyet görenlerin psikolojik ve duygusal yaralarını hatırlamaya çağıran bir davet.

Şal, ilk kez 1981’de New Yorker’da yayımlanan kısa bir hikâye; Rosa ise aynı dergide üç yıl sonra yayımlanan, Şal’ın devamı niteliğinde bir eser. Yahudi Soykırımı’ndan sağ çıksa da, varlığı sonsuz bir geçmiş tarafından çalındığından, artık hayatı olmayan bir kadının hikâyesini anlatıyorlar.

“Kendini okurun zihnine kazıyan bir kitap.”

“Kitap, aslında beş sayfalık bir giriş bölümü ve genişletilmiş kısa bir hikâyeden oluşuyor. Bunun dışında, Ozick bize tam olarak beklediğimizi veriyor: mecazlı, zaman zaman yoğun ve parıltılı, zaman zaman günlük dile öykünen bir dille yazılmış, Soykırım üzerine bir meditasyon. Yeğeni ile birlikte yol alan ve küçük bebeği Magda’yı gizleyen Rosa,  korkunç bir trajedinin yaşanacağı bir toplama kampına rasgelir. Yıllar sonra Amerika’da, çöpleri karıştıran deli bir kadınla, Rosa Lublin ile karşılaşırız, dükkânını kapatmış, onu kendi elleriyle yıkmış ve Miami’ye taşınmıştır. Hâlâ gözü şalında, ölmüş kızına mektup yazmaktadır. Çamaşırhanede tanıştığı, arsız bir geveze olan Simon Persky’nin “geçmişte yaşayamazsın” argümanına kendi güçlü argümanlarıyla karşı çıkar. Doğruyu söylemek gerekirse, okur Rosa’nın sonunda boyun eğip eğmeyeceği ve hatta eğmeli mi konusunda kararsız kalıyor. Çoğumuzun küçük bir mücevher gözüyle bakacağı, incelikli fakat maneviyatından taviz vermeyen bir hikâye.”

Barbara Hoffert, Library Journal